Arama
Son Yazıları
1 - TÜRK EDEBİYATINDAN SEÇ...2 - KAŞİF KANİ ERTÜRK/ Her...
3 - AZİMET IŞIK / Ağam Bi...
4 - VİDEO ŞİİRLER/Şair:Mus...
5 - REYHANÜLKÜ AHISKA/Bu D...
6 - NAZİK GÜLÜNAY/..Dün, 1...
7 - GÖKÇE SÖZÜÇETİN/ MÜYES...
8 - YÜCEL DEDE / DENSİZ
9 - DURMUŞ KAYA YİTİKOZAN ...
10 - SENİHA SERAP ERTENCE/NEY
Son Eklenen Şiirler
ŞİİR VE ADINI UNUTAN ADAMHANİ OLUR DA RASTLARIZ...
ŞEHRE VE ŞİİRE DAİR
YÜREĞİMDİR YANAŞAMADIĞ...
ARAYIŞ
NAZLI İLHAM PERİM
YAZ MEVSİMİNİN RUHA SE...
EN GÜZELİ İÇİNDEN SESS...
TÜTEN DUMANI ŞİİRİN
İLHAM BU
BELKİ DE HER AŞK BİR A...
KILAVUZUM ŞİİR
BİRAZ SEN BİRAZ BEN
İNSAN KALABİLMENİN ZAR...
ÖZLEMİN YÜKÜ AĞIR ÇEKE...
Şiirler » Montaigne’nin ”Denemeler’‘ Adlı Kitabından 10 Adet Alıntı
|
Bu şiir 2016-12-07 05:38 tarihinde günün şiiri seçilmiştir. |
Kendi Kendisi ile Yetinme
attırmış.
Özgürlük Üstüne
Kökleşen Yanılmalar
konuşmak ister.
Ölçü
gördüğüm kimseler kadın da değildi.
Alışkanlık
Bir köylü kadın, bir danayı doğar doğmaz kucağına alıp sevmiş,
sonra da bunu adet edinmiş, her gün danayı kucağına alıp taşırmış;
sonunda buna o kadar alışmış ki dana büyüyüp koskoca öküz olduğu
zaman, onu yine kucağında taşıyabilmiş. Bu hikayeyi kim
uydurduysa, alışkanlığın ne büyük bir güç olduğunu çok iyi anlatmış
olacak. Gerçekten alışkanlık pek yaman bir hocadır ve hiç şakası
yoktur. Yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar; başlangıçta
kuzu gibi sevimli, alçak gönüllüdür ama, zamanla, oraya yerleşip
kökleşti mi, öyle azılı, öyle amansız bir yüz takınır ki kendisine,
gözlerimizi bile kaldırmaya izin vermez…
Bence en büyük kötülüklerimiz, küçük yaşımızda belirmeye başlar
ve asıl eğitimimiz bizi emzirip büyütenlerin elindedir. Çocuk bir
tavuğun boynunu sıkar, kediyi, köpeği oyuncak edip yara bere içinde
bırakır; anası da ona bakıp eğlenir. Kimi baba da, oğlunun savunmasız
bir köylüyü, bir uşağı öldüresiye dövdüğünü, bir arkadaşını kurnazca
ve kahpece aldattığını gördüğü zaman, bunu yiğitlik belirtisi sayarak
sevinir. Oysa bunlar zalimliğin, zorbalığın, dönekliğin asıl tohumları,
kökleridir; çocukta filizlenirler, sonra alışkanlığın kucağında,
alabildiğine büyüyüp gelişirler. Bu kötü yöntemeleri yaşın
küçüklüğüne ve işin önemsizliğine bakarak hoş görmek tehlikeli bir
eğitim yoludur. Önce şu bakımdan ki, çocukta doğa egemendir ve
doğa asıl yeni tomurcuk salarken katıksız ve gürbüzdür; sonra da,
hırsızlığın çirkinliği, çalınan şeye göre değişmez ki: Ha altın
çalmışsın, ha bir iğne. «İğne çaldı, ama altın çalmak aklına bile
gelmez» diyenlere benim diyeceğim şudur: «İğneyi çaldıktan sonra
niçin altını da çalmasın?»
Kendimiz sandığımızdan çok daha zenginiz; ama bizi ordan burdan
alarak, dilenerek yaşamaya alıştırmışlar: Kendimizden çok
başkalarından yararlanmaya zorlamışlar bizi.
Birine Yarar Ötekine Zarar
Atinalı Demades, cenaze törenleri için gerekli şeyleri satan bir
hemşerisini, bu işten fazla kazanç beklediğini, bu kazancın da ancak
birçok insanın ölümünden gelebileceğini ileri sürerek mahkum etmiş.
Haklı bir yargı denemez buna; çünkü hiçbir kazanç başkasına zarar
vermeden sağlanamaz, öyle olunca da her çeşit kazancı mahkum
etmek gerekir.
Tüccar, gençliğin sefahata düşmesinden kar sağlar, çiftçi buğdayın
pahalanmasından, mimar evlerin yıkılmasından, hukukçu insanların
davalı, kavgalı olmasından; din adamlarının şan, onur ve görevleri bile
bizim ölümümüze ve kötülüklerimize dayanır. Yunanlı komedya şairi
Fhilemon, hiçbir hekim, dostlarının bile sağlığından hoşlanmaz,
dermiş, hiçbir asker de yurdundaki barıştan. Daha da kötüsü, herkes
içini yoklasa görür ki gizli dileklerimizin birçoğu başkasının zararına
doğar ve beslenir.
Öyle sanıyorum ki düşündükçe doğanın genel düzeni hiç şaşmıyor
böyle olmaktan: Çünkü fizikçilerin dediğine göre, her şeyin doğması,
beslenmesi, çoğalması, başka bir şeyin bozulup çürümesi oluyor:
Bir varlık biçim ve nitelik değiştirdi mi O anda yok olur biraz önce
var olan.
Babalar ve Çocuklar
Çocukların babalarına karşı duydukları, saygıdır daha çok.
Duygu düşünce alışverişleriyle beslenen dostluk onlar arasında
kurulamaz; dünyaları çok ayrıdır çünkü, üstelik doğal ödevleri de
örseler bu dostluk. Babalar bütün gizli düşüncelerini çocuklarına
açamazlar, yakışıksız bir sırdaşlık yaratmamak için; dostluğun baş
görevlerinden biri olan uyarmalar, akıl vermeler de çocukların
babalarına yapabilecekleri şeyler değildir. Kimi uluslarda çocukların
babaları, kiminde de babaların çocukları öldürmeleri adetmiş,
birbirlerine çıkarabildikleri zorlukları önlemek için, doğal olarak
birinin varlığı ötekinin yıkımına bağlı olduğu için. Babalarla çocuklar
arasındaki doğal bağları hor gören filozoflar da çıkmıştır Aristippos
bunlardan biridir. Kendisinden çıkmış olan çocuklarını nasıl olup da
sevmediği söylenince tükürmüş Aristippos ve demiş ki: Bu tükürük de
benden çıktı; bitler, kurtlar da çıkıyor benden! Plutarkhos’un
kardeşiyle barıştırmak istediği biri de şöyle der: Aynı delikten çıktık
diye kardeşimin büyük önemi olamaz benim için…
Babayla oğul apayrı mizaçlarda olabilirler, kardeşler de öyle.
Oğlum olur, akrabam olur, ama belalı, kötü, budala herifin biri de
olabilir. Hem sonra, yasaların ve doğal zorunluluğun bize buyurduğu
dostluklarda seçme ve isteme özgürlüğümüz azalıyor. Oysa bu
özgürlük sevgi ve dostluk kadar bizim diyebileceğimiz başka hiçbir
şey yaratamaz.
Her inanç kendini can pahasına benimsetecek kadar güçlü olabiliyor.
Kitabımı az insanlar ve az yıllar için yazıyorum. Uzun ömürlü
olabilmesi için daha sağlam bir dille yazılması gerekirdi. Bizim
dilimizin bugüne kadarki sürekli değişmelerine bakılınca, elli yıl sonra
şimdiki halinde kalacağını kim umabilir? Her gün elimizden kayıp
gidiyor benim yaşadığım yıllar içinde yarı yarıya değişti. Şimdi artık
olgunlaştı diyoruz; her çağ kendi dili için öyle der. Hep böyle kaçıp
değiştiği sürece ben dilimizin bugünkü halinde kalmasını özlemem.
Đyi ve yararlı yazılar onu kendilerine bağlayabilirse bağlar, göreceği
rağbet de devletimizin kaderine göre değişir. Onun için kitabıma hiç
çekinmeden kişisel birçok yazılar koyuyorum. Bunlar bugün yaşayan
insanların işine yaramakla kalır ve orta anlayıştan öte özel bilgileri
olan kimi insanları ilgilendirir. Gördüğüm birçokları gibi benim
ardımdan da olur olmaz sözler edilmesini istemiyorum doğrusu: Şöyle
düşünürdü, böyle yaşardı; şunu ister, bunu istemezdi; ölürken konuşsa
buna şunu der, şuna bunu verirdi; onu benden iyi tanıyan yoktu, gibi.
Kitabımda edep kurallarının izin verdiği ölçüde eğilimlerimi,
sevgilerimi az çok belirtiyorum; bilmek isteyene sözlü olarak daha da
serbestçe ve içtenlikle açıklıyorum duyup düşündüklerimi. Ama
bakmasını bilen bu anılarımda her şeyi söylediğimi, gösterdiğimi
görür.
Görenlere kısacık göstermeler yeter
Üst tarafını kendin bulabilirsin.
İstenecek, aranıp bulunacak hiçbir şey bırakmıyorum kendimden.
Sözüm edilecekse, doğru dürüst, gerçeğe uygun edilmesini istiyorum.
Övmek için de olsa beni olduğumdan başka türlü göstermek isteyeni
yalanlamak için öbür dünyadan seve seve kalkar gelirim.
Yaşayanlardan bile olmadıkları gibi söz edildiğini görmekteyim.
Yitirdiğim bir dostumu (La Boetie) var gücümle desteklemeseydim,
bin bir türlü suret biçeceklerdi ona.
Hainlere Hıyanet
Antigonos, bir şehrin askerlerini kandırıp kendi rakibi olan
komutanları Eumenes’e ihanet ettiriyor; ama askerlerinin ihanetiyle
adamı öldürdükten sonra kendisi tanrısal adaletin uygulayıcısı olmaya
kalkıyor, hainleri şehrin valisine teslim edip hepsini dilediği biçimde
temizlemesini emrediyor. Öylesine yaptırıyor ki dediğini, sayıları bir
hayli çok olan bu askerlerin bir teki bile Makedonya’ya dönmüyor.
Askerler kendisine ettikleri hizmetin büyüklüğü ölçüsünde kötülük
etmiş ve cezayı ha ketmiş oluyorlardı.
Efendisi Sulpicius’un saklandığı yeri haber veren köle, Sylla’nın
vermiş olduğu söz gereği serbest bırakılıyor; ama devlet hikmeti
gereği Tarpeion kayalığından atılıyor.
Bizim kral Clovis de, Cannacre’ın hizmetçilerine altın silahlar
vadederek efendilerine ihanet ettiriyor. Sonra üçünü de astırıyor.
Kimi yerde de hıyanet edenlerin boyunlarına ihanet karşılığı aldıkları
keseyi takıp asıyorlar. Kendi isteklerini yerine getirdikten sonra kamu
isteğini de yerine getirmiş oluyorlar böylece.
Fatih Sultan Mehmet, soyunun adeti üzere, taht kıskançlığı yüzünden
kardeşini ortadan kaldırmak isteyince onun adamlarından birini
kullanıyor bu işte: Adam da fazla su yutturarak boğuyor şehzadeyi. İş
olup bitince Padişah bu cinayetin kefareti olarak katili ölen kardeşinin
anasına (yalnız babadan kardeştiler çünkü) teslim ediyor o da
padişahın gözü önünde katilin karnını yardırıyor, kendi elleriyle
yüreğini bulup sökerek sıcak sıcak köpeklere yediriyor.
Kendileri hiç de iyi olmayanlar, kötü bir eylemden çıkar sağladıktan
sonra, rahat yürekle, işe biraz iyilik doğruluk karıştırmaktan
hoşlanırlar, bir karşılık ödüyormuş, vicdanlarını temizliyormuş gibi.
Kaldı ki, bu korkunç kötülüklere alet ettikleri kimseler kendilerini
suçluyormuş gibi gelir onlara. Ölmelerini isterler ki bu yüz karası
işlerin bilinci, tanıklığı silinsin gitsin.
| Michel de Montaigne |

